Bazı sabahlar uyanmak, güne başlamak anlamına gelmez.
Gözler açılır, beden yataktan çıkar; ama içerde bir yer hâlâ gecededir.
Gün başlıyordur, fakat kişi henüz ona eşlik edemez.
Sanki hayata bir adım geriden bakılıyordur.
Bu deneyim çoğu zaman şu cümleyle ifade edilir:
“Sabah uyanınca hayata başlamakta zorlanıyorum.”
Gündelik dilde basit bir yorgunluk ya da isteksizlik gibi görünen bu durum, psikolojik açıdan yalnızca uyku kalitesiyle açıklanamaz. Çünkü burada zorlanan şey bedenin uyanması değil; zihnin hayata geçişidir.
Sabahlar Neden Zorlayıcı Olur?
Uyanmak, fizyolojik bir süreçtir.
Hayata başlamak ise psikolojik bir geçiştir.
Bu geçişin zorlaşması çoğu zaman şu durumlarla ilişkilidir:
- günün hemen sorumluluklarla başlaması,
- dinlenmenin gerçekten tamamlanmamış olması,
- bir önceki günün duygusal olarak kapanmamış olması,
- günle ilgili belirsizlik ya da yük hissi.
Bu koşullarda zihin, uyanır uyanmaz “başlama” moduna geçmekte zorlanır.
Çünkü bir şey henüz bitmeden, yenisi başlamıştır.
Ortaya çıkan his genellikle şudur:
“Gün başladı ama ben hazır değilim.”
Bu İsteksizlik Tembellik midir?
Sabah zorlanması çoğu zaman tembellikle karıştırılır.
Oysa tembellik, yapılacak şeylerden kaçınmayı içerir.
Buradaki zorlanma ise, kaçınmaktan çok eşlik edememe halidir.
Kişi genellikle:
- güne başlar,
- sorumluluklarını yerine getirir,
- işlevsel kalır.
Ancak bu işlevsellik içsel bir eşlik duygusuyla örtüşmez.
Zihin, bedeni yakalamakta gecikir.
Araştırmalar, sabahları yaşanan bu tür zorlanmaların çoğu zaman motivasyon eksikliğinden değil; birikmiş zihinsel yükten kaynaklandığını gösteriyor.
Gece ile Gün Arasında Kapanmayan Bir Şey Olabilir mi?
Psikolojik açıdan her gün, bir öncekinden devralınan duygularla başlar.
Gün bitmeden kapanmayan deneyimler, sabaha sızabilir.
Bu durum:
- geceden kalan düşünceler,
- adı konmamış duygular,
- tamamlanmamış zihinsel döngüler şeklinde kendini gösterebilir.
Sabah zorlanması bazen uykusuzluktan değil;
geceden taşınan duygusal yükten beslenir.
Bu nedenle kişi sabah uyandığında fiziksel olarak dinlenmiş olsa bile, zihinsel olarak hâlâ bir önceki gündedir.
Bedensel ve Duygusal İşaretler
Sabahları hayata başlamakta zorlanan kişilerde şu işaretler sık görülür:
- yataktan kalkınca gelen boşluk hissi,
- güne başlarken içsel bir direnç,
- “biraz daha yatayım” isteğinin duygusal ağırlığı,
- güne dair belirsiz bir yük duygusu.
Bu işaretler, bedenin değil; geçişin zorlandığını düşündürür.
Geceden güne uzanan köprü henüz kurulmamıştır.
Bilim Ne Diyor?
Uyku-uyanıklık geçişini inceleyen araştırmalar, sabah zorlanmasının çoğu zaman motivasyonla değil, nörofizyolojik geçiş süreciyle ilgili olduğunu gösteriyor.
Beyin uyanır; ancak yürütücü işlevler ve duygusal regülasyon sistemleri aynı hızda devreye girmeyebilir. Bu gecikme, kişinin “uyanık ama başlamamış” hissetmesine neden olur.
Bu durum tembellik değil; sistemlerin eş zamanlı çalışamamasıdır.
Araştırmalardan Çıkanlar
- Uyanmak ve hayata başlamak aynı süreç değildir
- Sabah zorlanması çoğu zaman duygusal yükle ilişkilidir
- Kapanmamış deneyimler sabaha taşınabilir
- Geçiş alanları düzenlemeyi kolaylaştırır
Gündelik Hayata Dair Bir Çerçeve
Sabah zorlanmak, kişinin hayata uyum sağlayamadığı anlamına gelmez.
Bazı dönemlerde geçişler gerçekten daha ağırdır.
Her sabah güçlü başlamak zorunda değildir.
Bazen gün, yavaş başlamayı ister.
Önemli olan, bu zorlanmayı tembellik ya da eksiklik olarak etiketlemek yerine,
neyle ilişkili olabileceğini fark edebilmektir.
Burada Durup Düşünmek Mümkün
Sabaha direnç, çoğu zaman hayata değil;
geçişin hızına karşıdır.
Ve bazen sabah zorlanmasının anlattığı tek şey şudur:
Güne başlamak için biraz daha içsel alan gerekir.


Yorum bırakın