Bazen gün biter ve geriye tuhaf bir boşluk kalır.
Yapılanlar yapılmıştır, konuşmalar yapılmış, sorumluluklar yerine getirilmiştir.
Ama günün hiçbir anında gerçekten “orada” olunduğu hissi yoktur.
Sanki gün yaşanmış değil de, içinden geçilmiştir.
Bu fark ediş çoğu zaman şu cümleyle ifade edilir:
“Bugün kendime hiç gelmedim.”
Gündelik dilde basit bir dalgınlık gibi görünen bu deneyim, psikolojik açıdan dikkatin dağılmasından daha fazlasına işaret eder. Çünkü burada kaçırılan şey bir an değil; günün tamamıyla kurulan temasın zayıflığıdır.
“Kendime Gelmek” Ne Anlama Gelir?
“Kendime gelmek” ifadesi, zihnin bulunduğu ana ve içsel deneyime geri dönmesini anlatır.
Bu, yalnızca durmak ya da dinlenmek değil; olan biteni fark edebilecek bir iç temas kurabilmektir.
Psikolojik olarak bu temas;
- bedensel duyumların fark edilmesini,
- duyguların silik de olsa hissedilmesini,
- düşüncelerin otomatik akıştan ayrılabilmesini içerir.
Bu temas zayıfladığında kişi işlevseldir ama temas halinde değildir.
Gün yapılacaklar üzerinden ilerler; fakat içsel bir “ben buradayım” hissi oluşmaz.
Gün Neden Temassız Geçer?
Zihin her an bilinçli temas halinde çalışmaz.
Özellikle uzun süreli yoğunluk ve zihinsel yük altında, dikkat otomatik moda geçebilir.
Bu durum çoğunlukla şu koşullarda ortaya çıkar:
- aralıksız sorumluluklar,
- duygusal molaların azalması,
- sürekli tepki verme halinde olmak,
- kendilik deneyimini erteleyen bir tempo.
Bu koşullarda kişi gün boyunca pek çok şey yapar; ancak yapılanlarla içsel olarak eşleşemez. Deneyimler yaşanır ama “ben”e uğramaz.
Günün sonunda ortaya çıkan his genellikle şudur:
“Bugün yaşadım ama kendimde değildim.”
Dalgınlık mı, Kopukluk mu?
Gün içinde kendine gelememek çoğu zaman dalgınlıkla karıştırılır.
Oysa dalgınlık geçicidir; kopukluk ise süreklilik gösterir.
Buradaki kopukluk:
- bilinçli bir kaçınma değildir,
- farkında olmadan oluşur,
- çoğu zaman kişinin kendini koruma biçimidir.
Araştırmalar, yoğun stres altında sinir sisteminin enerjiyi korumak için içsel teması azalttığını gösteriyor. Yani kişi “kendine gelmediğinde”, çoğu zaman bir şeyden kaçmıyor; sadece yükü taşımaya çalışıyordur.
Bu nedenle bu deneyim, zayıflık değil; düzenleme çabasının bir sonucu olabilir.
Bedensel ve Duygusal İşaretler
İçsel temas azaldığında beden genellikle bunu ilk fark eden yer olur.
Gün içinde şu işaretler görülebilir:
- gün boyu süren yorgunluk hissi,
- akşam saatlerinde belirginleşen boşluk,
- yapılanlara rağmen tatmin eksikliği,
- bedensel olarak orada olup zihinsel olarak uzak hissetmek.
Bu işaretler, günün “otomatik” yaşandığını düşündürebilir.
Duygular vardır, beden oradadır; fakat dikkat içsel merkeze uğramamıştır.
Bilim Ne Diyor?
Bilişsel nörobilim, bu deneyimi sıklıkla sürekli görev odaklı dikkat hali ile açıklar. Beyin, yoğun uyaran ve sorumluluk altında çalışırken içsel farkındalığı geçici olarak geri plana alabilir.
Flow ve otomatik pilot süreçlerini inceleyen çalışmalar, kişinin işlevsel olarak aktif olup öznel olarak “kendinde değilmiş” gibi hissetmesinin yaygın olduğunu gösteriyor. Bu bir kopukluk değil; kaynakların dış dünyaya tahsis edilmesidir.
Kendine gelememe hali, zihnin dağılması değil; fazla odaklanmasının yan etkisidir.
Araştırmalardan Çıkanlar
- İşlevsel olmak, temas halinde olmakla aynı şey değildir
- İçsel temas, yoğunluk altında zayıflayabilir
- Kendine gelememek çoğu zaman bilinçli bir kopuş değildir
- Gün içinde temas, kısa anlarda bile kurulabilir
Gündelik Hayata Dair Bir Çerçeve
Gün içinde kendine hiç gelmemek, bir eksiklikten çok bir sinyaldir.
Zihnin ve bedenin uzun süredir aynı yükü taşıdığını gösteren bir sinyal.
Bu durumda amaç, günü tamamen değiştirmek değil;
gün içinde küçük temas anlarına alan açabilmektir.
Her an farkındalık içinde olmak gerekmez.
Ama bazı anlarda “buradayım” demek, içsel sürekliliği yeniden kurabilir.
Burada Durup Düşünmek Mümkün
Kendine gelmek her zaman büyük duraklamalarla olmaz.
Bazen yalnızca fark etmek yeterlidir.
Ve bazen bir günün sonunda yapılan en önemli şey,
şunu fark edebilmektir:
Bugün kendime hiç gelmedim.


Yorum bırakın